ATLI KÖYÜ HİKAYESİ
Atlý Köyü, Olur ilçesinin kuzey-batýsýnda olup, ilçe merkezine 22 km. uzaklýktadýr. Kuzeyde Ardanuç’un köyleriyle sýnýrdaþ olan köyümüzün doðusunda Oðuzkent, Süngübayýr, Güngöründü ve Bozdoðan; güneyinde Eðlek ve Beþkaya; batýsýnda ise Keçili ve Kekikli köyleri vardýr.
Köyümüzün eski ismi “ORİ” dir. “Ori” kelimesinin anlamý Kaþgarlý Mahmut’un Divan-i Lügati’t Türk isimli eserinde “buðday ve þalgam kuyusu, ambarý” olarak zikredilirken, ayný isim Gürcüce’de “iki” anlamýna gelmektedir. Dolaysýyla köyümüzün eski isminin Türkçe mi, yoksa Gürcüce mi olduðu kesin olarak bilinmemektedir. Cumhuriyet devrinde, köy halkýnýn iyi cins atlara düþkünlüðünden ve rahvan (yorga) geziþli atlarýn bol bulunmasýndan dolayý köyümüze “ATLI KÖYÜ” ismi verilmiþtir.
93 Harbinden önce 450 hane olduðu söylenen köyümüz, þu anda altý hanelik Alos Mahallesi ile birlikte 108 hane ve 416 nüfusa sahiptir. 1960’lý yýllarda 800 nüfus ve 150 hanesi bulunan köyümüz, köyden þehire göçler sebebiyle her geçen gün biraz daha tenhalaþmaktadýr.
Köyümüz, güneyden kuzeye doðru gittikçe rakýmý artan bir arazi yapýsýna sahiptir. Arazinin ortasýnda yer alan köyün, güneyi oldukça baðlýk-bahçeliktir. Köyden kuzeye doðru gidildikçe arazi yayla görünümüne bürünür. Köy arazisinin doðu ve batýsýnda, kuzey-güney istikametinde akan derelerden arazinin sulanmasýnda istifade edilir. Ekilen arazinin büyük bölümü suludur.
Köyümüz, 3000 dekar sulu, 2300 dekar kuru araziye; 230 dekar bað-bahçeye ve 40.000 dekar mer’aya sahiptir. Tahýlgillerden en çok buðday ve arpa tarýmý yapýlýr. Köyün güneyindeki bahçelerde ihtiyacý karþýlayacak kadar, baþta patates, fasulye olmak üzere, domates, salatalýk, biber ve soðan gibi sebzelerin üretimi yapýlmaktadýr.
Yine köyün civarýnda ve güneyinde elma, armut ve ceviz gibi meyveler üretilmektedir. Aðaç yetiþtirmeye oldukça elveriþli olan köy arazisinde, bu meyvelerin dýþýnda ekonomik deðeri olmayan diðer meyveler de tabiî olarak yetiþir. Bunlarýn baþýnda salor, kýrkat, muþmula, erik ve ahlat gelir. Köy arazisinde özellikle armudun ehli ve yabani on beþten fazla türü tespit edilmiþtir. Bunlarýn biri olan “panta” ülkemizin hiçbir yerinde rastlanmayan, sadece köyümüze has bir ahlat türüdür.
Köyümüz, çok geniþ mer’alara sahip olmasý sebebiyle mer’a hayvancýðý yapmaya müsait bir köydür. Bugün 920 büyükbaþ, 2200 de küçükbaþ hayvan potansiyeline sahiptir. Köyümüzün bir diðer gelir kaynaðý da fenn’î arýcýlýktýr. Köyümüzde yaklaþýk olarak 250-300 arý kovaný vardýr. Üretilen balýn pazarlama zorluðu sebebiyle arýcýlýk artýk fazla raðbet görmemektedir.
Köyümüzün sýnýrlarý içerisinde orman varlýðý olarak sadece “Dorukluk” isminde bir koruluk, bir de “Katarlýk” mevkiindeki fidanlýk mevcuttur.
Köyümüzün hudutlarý içerisinde, Kýzküçük, Kabandibi ve Çil mevkileriyle Alos Mahallesinde linyit kömürü damarlarýnýn bulunduðu tespit edilmiþtir. Ayrýca Genca mevkiinde de bakýr madeninin olduðu sanýlmaktadýr. Konu ile ilgili olarak bugüne kadar ciddi bir araþtýrma çalýþmasý yapýlmamýþtýr.
Köyümüz, içme suyu bakýmýndan çok þanslýdýr. 1972 yýlýnda Peri Pýnarýnýn suyu köye getirilmiþ, çok temiz ve içimli olan bu suyun hattý 1995 yýlýnda yenilenmiþ, iki sene önce de suyun þebekeye baðlanabilmesi için altyapý çalýþmasý yapýlmýþsa da henüz suyun evlere daðýtýmý gerçekleþmemiþtir. Köyümüzün bir de Kârmut ismiyle bilinen þifalý maden suyu vardýr. Kârmut suyu, bahar ve yaz aylarýnda civar köy ve ilçelerden gelen ziyaretçilerin uðrak yeridir.
Köyümüzün, 1969 yýlýnda tamamlanmýþ ahþap-taþ yapýsýnda büyükçe bir camii, çevredeki sekiz köye hizmet veren bir saðlýk ocaðý ve bir de ilköðretim okulu vardýr.
Köyümüzün hudutlarý içerisinde orta çaðdan kalma birkaç gözetleme kulesi ve bina harabelerinden baþka tarihi öneme haiz bir kalýntý yoktur.
Köyümüzün tabii güzellikleri anlatmakla bitmez. Bahar ve yaz aylarýnda Kârmut suyunun baþýnda yapýlan pikniklere doyum olmaz. Ayrýca Kurtuban yaylasýnýn hemen yaný baþýnda bulunan Coðot Gölü görülmeye deðer. Hele, bu gölün baþýndaki soðuk sudan aðustos sýcaðýnda doyasýya içmek bir ömre bedel olsa gerek.
Soðuk su, cað döneri, temiz hava, buram buram çiçek kokan tabiat, temmuz güneþi ve gölün pýrýl pýrýl sularýnda kulaç atmak… Ýþte özlenen hayat bu olsa gerek.
Köyümüzün Oðuzkent Köyü hududuna yakýn yerinde Buzluk denilen bir kayalýk vardýr. Burada, kayalarýn arasýndaki oyuklarda ve maðaralarda yýlýn on iki ayý buz eksik olmaz. Elektriðin köyümüze henüz gelmediði dönemlerde, yaz aylarýnda, Buzluktan buz getirerek tere yaðý yapýmýnda- yað dayanýklý olsun diye- kullanýlýrdý ya da içme suyuna katýlarak yaz sýcaðýnýn yüreklerdeki harareti söndürülmeye çalýþýlýrdý.
Köyümüz yemek kültürü bakýmýndan da kendine has özellikler taþýr. Baþ yemeðimiz cað kebabýdýr. Ayrýca mýkla, kuymak, hasuta, haþil, düðmeç, umaç çorbasý, kesme aþý, keloç, bezirgân aþý, ayran aþý diðer mahalli yemeklerimizin bazýlarýdýr. Hamur iþlerinin baþlýcalarý ise þunlardýr: poðaça, biþi, dönderme, mafiþ, siron, yaðlý saç ekmeði, lokum, yaðlý üstükâr, içli kebap, kaþýk tatlýsý ...
Yeni neslin köyde ikâmet etmemesi sebebiyle birçok gelenek ve göreneðimiz unutulmaya yüz tutmuþtur. Bunlarýn baþýnda yýðýnak etmek, arfana yemek, yýlbaþý gezmek (deve oynatmak), sýra kebabý yemek, ilk erkek çocuk sahibi olanýn bacasýný yýkmak, ýrgat etmek gelir.
Ben köyümüzü dilimin döndüðü kadarýyla anlatmaya çalýþtým. Ori’yi bihakkýn tanýmak için; Kârmut suyundan, Peri pýnarýndan içmek, Coðot Gölünde yüzmek, pantasýndan tatmak, avlanmak için saatlerce bir kekliðin peþinden koþmak, kebabýndan beþ-on cað yemek… kýsacasý Atlý Köyü söze sýðmaz, benim köyüm anlatmakla bitirilemez; bizzat orda yaþamak gerekir.
KARMUT HİKÂYESİ
Çok, ama çok çok
eski devirler... Günümüzden belki de
asirlarca önce... Tabiatin ve insanligin henüz
kirlenmedigi, insanlarin tabiatin kucaginda hayatin
tadini çikardiklari devirler. Mezralarda tabiî
hayatin yasandigi devirler...
Mezralar, kuru insan kalabaligindan uzak, tabiatin
güzelliklerinin doyasiya yasandigi yerlerdir.
Çavret de bu mezralardan biri. Atli (Ori) Köyü’nün
güneyinde buram buram tabiat kokan; salor, ceviz
ve armut agaçlarinin gölgesinde dinlenen
sirin bir mezramizdir Çavret. Mezranin hemen
yani basinda derinden ve sessiz-sedasiz akip duran
küçük bir dere... Gün batiminda,
mezraya yüksekten alici kuslar gibi bakan, üzerinde
kartallarin, akbabalarin dönüp durdugu sarp
kayaliklar...
Güz ve özellikle de bahar mevsimlerinde
sürülerle buraya gelen köylüler,
burada bir-iki ay konaklar ve mezranin bereketinden
istifade ederler. Ilkbaharda gayet çelimsiz
olan koyun ve kuzular, bereketli otlaklarda otladiktan
sonra oldukça besili olarak köye dönerler.
Çok eski devirlerde, bu mezranin Çoban
Ana diye bilinen bir müdavimi varmis. Çoban
Ana, kocasi Hakk’in rahmetine kavustuktan sonra
iki oglunun gölgesine siginmis. Ogullarinin çoban
olmasindan dolayi asil ismi unutulup “Çoban
Ana” diye anilir olmus. Çoban Ana, her
yil karlarin eriyip ortaligin bahar yesiline bürünmesiyle
birlikte iki oglu ile mezraya inermis. Mezraya inince
de sanki dünyalar onun olurmus. Bu yasli Anadolu
kadininin bütün dünyaligi üç-bes
keçiden ibaretmis. Ogullari konu komsunun sürülerini
otlatir, ele güne muhtaç olmadan gül
gibi geçinirlermis.
Çoban Ana, her gün safakla kalkar, Allah’in
divanina durur, sonra keçilerini sevip oksayarak
sagarmis. Bir yandan keçilerden sagdigi sütün
bir kismini agilin bir kösesinde kurdugu ocakta,
isli bir gügümde kaynatmaya çalisirken,
bir yandan da uyanmalari için kadife bir sesle
ogullarina seslenirmis. Çoban kardesler tatli
bahar uykusundan ayilmak biraz zor olsa da annelerini
üzmemek için agir agir kalkar, annelerinin
kaynattigi sütü içer, sonra da içinde
sadece kuru arpa ekmegi ile biraz da çeçil
peynirin bulundugu dagarciklarini sirtlarina vurur,
sürülerinin arkasi sira uzun bir bahar gününü
kirlarda geçirmek üzere yollara düserlermis.
Ogullarini besmele ile ugurlayan Çoban Ana,
duvara yasli duran sakaveli alir agili bir güzel
temizlermis. Arkasindan ufak tefek ev isleri... Derken
günes de gelir kusluk vaktine dayanirmis. Birkaç
saatlik kosusturmadan yorgun ve halsiz düsen
yasli Çoban Ana, sonunda agilin bir kösesine
çöker, hayal alemine dalarmis. Biraz sonra
da rehavet çöker ve göz kapaklari
kapanirmis. Kizgin bahar günesinin karsisinda
bir müddet öylece dalip giden Çoban
Ana uyandiktan sonra eline bir parça arpa ekmegi,
biraz da çeçil peynir alir agilin kenarindaki
tasin üzerine çikip otururmus. Bakislari
ufukta kaybolurken, kulaklari çingirak seslerini
duyabilmek için sabirsizlanirmis.
Böylece günler aylari, aylar yillari kovalamis.
Zaman hep degismis; kuzular koyun olmus, koç
olmus. Çoban Ana’nin bir zamanlar agilin
kenarina kendi elleriyle diktigi ceviz fidani koca
agaç olmus, gölgesi agili kaplamis; fakat
Çoban Ana’nin o küçücük
dünyasi hiç mi hiç degismemis.
Yine birgün ogullarini ugurladiktan sonra gelip
agilin kenarina oturmus ve uyuyakalmis. Rüyasinda
gözüne ak saçli, ak sakalli, elinde
asasi ile bir pir-i fani gözükmüs.
Çoban Ana’ya:
-Beni takip et, demis ve arkasini dönüp
agir adimlarla yürümüs. Kisa bir müddet
saskinlik geçiren Çoban Ana, bu saskinligi
üzerinden attiktan sonra gayriihtiyarî
pir-i faninin pesine takilmis. Pir-i fani önde,
Çoban Ana arkada çayirlari geçmisler,
salor ve sögüt agaçlarinin arasindan
süzülüp dereye inmisler. Sonra dereyi
geçip kayaliga tirmanmaya baslamislar. Çoban
Ana, ayaklari bileklerine kadar kum ve çakila
batarak yürüyen ihtiyara yetisebilmek için
olanca gücünü sarf ediyor; ayaklari
tutmadigi, kaydigi zaman ellerinin destegiyle yürümeye
çalisiyormus. Ihtiyar, bugün Karmut suyunun
gözesinin bulundugu yere gelince durmus. Önce
yorgunluktan bitkin düsen Çoban Ananin
yüzüne bakmis, sonra da kibleye dönmüs
ve elindeki asayi iki eliyle yukari dogru bas hizasina
kadar kaldirmis. Çoban Ananin saskin bakislari
arasinda, “Ya Allah, bismillah!...” diyerek
yere saplamis. Bu gür sesi duyan Çoban
Ananin tüyleri bir anda diken diken olmus. Çoban
Ana olup bitenleri merakli bakislarla süzerken;
ihtiyar, asayi sapladigi yerden yine,“Ya Allah,
bismillah!...” nidasiyla çekip çikarmis.
Çikarmasiyla asanin açtigi delikten
su fiskirmaya baslamis. Çoban Ana gördüklerine
inanamamis. Gözleri fal asi gibi açilmis,
öylece kalakalmis. Pir-i fani, egilmis, sudan
bir avuç almis, yüzüne serpmis ve
islak elleriyle sakalini sivazlamis. Sonra bir avuç
daha doldurup içmis ve “Çok sükür,
elhamdulillah!...” demis. Ihtiyarin tok sesi
kayalikta bir defa daha yankilanmis. Sonra hayretten
donakalan Çoban Anaya dönmüs, gözlerinin
içine bakarak davudî sesiyle:
-Hadi, sen de iç!... demis. Susuzluktan ve
hararetten dudaklari kavrulan Çoban Ana, suyun
basina çömelmis. Titrek avuçlarini
buz gibi soguk su ile doldurup içmis. Arkasindan
bir avuç, bir avuç daha... Su o kadar
sogukmus ki, bahar günesinin hararetine ragmen
elleri buz kesilmis adeta. Suya doyduktan sonra basini
kaldirmis, gözleri ihtiyari aramis, ama bulamamis.
Ihtiyar, oracikta sirra kadem basip kaybolmus.
Çoban Ana her gün , uykudan uyaninca kosup
dereye iner, elini yüzünü yikar ve
kana kana su içermis. O gün, uyaninca
su içme ihtiyaci hissetmemis. Agilin kenarindaki
büyük tasin üzerine oturup rüyasinda
gördüklerini hatirlamaya çalismis.
Her günkü gibi yine aksam olmus. Günesin
batmak üzere oldugu tepelerin ardindan çingirak
sesleri duyulmus. Koyunlar, keçiler meleyerek
mezraya dogru kosmuslar. Kuzular ve oglaklar agildaki
uykularindan annelerinin sesleriyle uyanmis. Önce
ayagi kalkip gerinmisler, sonra da seslerin geldigi
tarafa dogru meleyerek kosmaya baslamislar.
Çoban Ana, ogullari gelir gelmez büyük
bir heyecanla, rüyasinda gördüklerini
onlara bir bir anlatmis. Ogullari annelerinin anlattiklarini
kayitsizca dinlemis, hatta dinler gözükmüsler.
Çoban Ana rüyasini bitirdikten sonra,
rüyasinda gördügü suyun gözesinin
bulundugu yeri parmagiyla isaret ederek, ogullarina,
gidip orayi esmelerini söylemis. Ogullari, ne
de olsa alti üstü bir rüya deyip annelerinin
bu istegini geçistirmisler. Çoban Ana
ayni rüyayi ertesi gün yine görmüs;
çocuklarina yine anlatmis. Onlar annelerinin
bu istegini yine yerine getirmemisler. Bu durum günlerce
devam etmis.
Sonunda Çoban Ana bakmis olmuyor, ogullarindan
hayir yok; yine birgün ogullarini besmele ile
ugurladiktan sonra, duvarin dibinde günese karsi
uyumak yerine rüyasinda, ihtiyarin asasiyla su
çikardigi yere gitmis. Baslamis önce tas
ve çakillari, sonra da topragi elleriyle kazmaya.
Kazdikça kazmis... Elleri kan revan olmus,
gün kusluk yerine gelmis dayanmis; ama suyu bir
türlü bulamamis. Sonunda yorgun ve bitkin
düsen yasli bedeni oracikta yigilip kalmis. Ne
kadar uyudugu bilinmez. Uyandiginda, kazdigi çukurda,
pir-i faninin asasinin sapli olarak durdugunu görünce
hayli sasirmis. Etrafina bakinmis. Gözleri pir-i
faniyi aramis, fakat görememis. Yavasça
yerinden dogrulmus; biraz korkak, biraz ürkek
adimlarla asaya dogru yürümüs. Asaya
sarilinca ellerinin titredigini fark etmis. Son bir
gayretle, “Ya Allah, ya bismillah!...”
diyerek asayi çekip çikarmis. Asanin
çikmasiyla suyun fiskirmasi bir olmus. Bir
anda gökyüzünde çoban Ananin
sevinç çigliklari yankilanmis. Bir yandan
“Buldum... buldum!...” diye bagirirken,
bir yandan da avuçlarina doldurdugu suyu yüzüne
gözüne serpiyormus.
Çoban Ana, o gün aksamin olmasini büyük
bir sabirsizlikla beklemis. Günes kayaliklarin
arkasina süzülürken ogullari gelmis.
Olup bitenleri onlara anlatmis. Onlar da kosarak suyun
çiktigi yere gitmisler. Annelerinin anlattiklarini
bizzat gözleriyle görüp hayretler içerisinde
kalmislar. Annelerini dinlemedikleri için hem
bin pisman olmuslar, hem de mahcup olmuslar. Egilip
soguk sudan kana kana içerek susuzluklarini
ve yorgunluklarini gidermisler.
Çoban Ana, ondan sonraki günlerde ogullarini
ugurladiktan sonra, hep bu suyun basina gelir, yavan
ekmegini bu suda islatarak yermis. Yillarca Karmut
suyunu yavan ekmegine katik yapmis. Bu sayede Çoban
Ana, agrisiz, sizisiz çok uzun bir ömür
yasamis.
Çoban Ananin ömrü bir gün hitam
bulmus. Karmut suyu o günden sonra da insanlara
sifa dagitmaya devam etmis. Yillarca, belki de asirlarca
sifa niyetine bas ucuna çömelen hasta
gönüllere avuç avuç sifali
suyundan vermis. Onlarin dertlerini alip damlalarina
katmis. Sonra da oracikta, o dertlerle usulca topragin
derinliklerine sizmis. Bunu bikmadan usanmadan hep
yapmis. Insanlarin dertleri bitmeyecegine göre;
Karmut suyu da sifa dagitmaya devam edecektir...
NOT:
Karmut Suyu: Atli Köyü – Olur yolunun
17. km’sinde, sindirim sistemi hastaliklarini
tedavi ettigi tecrübelerle sabit olan ve lâboratuvar
tetkikleriyle faydali birçok mineral tasidigi
tesbit edilmis bulunan bir içmecemiz.
KARMUT
Kudret-i Hak var eylemis
Sifa için dagi delmis
Içen uzun ömür sürmüs
Iç suyundan derdi unut
Derde deva imis Karmut.
Babakârin eteginde
Ziyaretçi akar günde
Gel, bir avuç su iç sen de
Müzmin derde taze umut
Ab u hayat akar Karmut.
Suyu serin, gölgesi hos
Müptelâsi çok, kalmaz bos
Al cadiyi Karmut’a kos
Gel de derdi gami unut
Ruha huzur verir Karmut.
Ocak yansa, duman tütse
Basimdaki efkâr gitse
Gün, koynunda iken bitse
Ya bir kuzu ya da korut
Ne hos olur yesek Karmut.
Kebap sisi dönsün dursun
Biri kalksin çayi kursun
Bu saltanat böyle sürsün
Söyle ninni beni uyut
Sen masalsin güzel Karmut.
Tika basa ye, korkma hiç
Üzerine bir de çay iç
Kiymetini artik sen biç
Bundan böyle ünün yürüt
Kurumasin suyun Karmut.
Sicakta çok bunaldiysan
Soluklan ve söyle uzan
Doldur suyu avuçlaran
Yika yüzün, bir damla yut
Ferahlatir için Karmut.
Çevren, keklik kaynar güzün
Senle kalsam uzun uzun
Yâd ettikçe artar hüzün
Basin pare pare bulut
Ömrüm sende geçse Karmut.
Üstte çakil, altta dere
Iç suyu ki sifa vere
Sonra dön de hamd et Bir’e
Çaput bagla bir dilek tut
Sana umut verir Karmut.
ERZURUM/13. 04. 2003
BENİM
KÖYÜM
Çiktim baktim yüksegine,
Ne güzelmis benim köyüm.
Yalçin sarp bir kayaliga,
Yanin vermis benim köyüm.
Doymadim köyüm tadan
Meyven eksik olmaz daldan
Turan kavmi Oguzlardan,
Soyun gelmis benim köyüm.
Kimi yagiz, kimi kula
Bazen demirkir da ola
Bir zamanlar atlariyla
Söhret bulmus benim köyüm.
Tâ… Peri’den suyu gelir
Lezzetini içen bilir
Bahar ayi bezekli bir
Gelin olmus benim köyüm.
Kisin yagan cümle kari
Donduruyor yaz, bahari
Buzluk köyün buz ambari
Hos bir elmis benim köyüm.
Dolasiyor dilden dile
Meshur Kârmut suyu ile
Müzmin hasta çok gönüle
Sifâ salmis benim köyüm.
Evlât, ata çekip gitmis
Nerde ise hayat bitmis
Ocaginda baykus ötmüs
Viran kalmis benim köyüm.
Il Erzurum, ilçem Olur
Köyüm Ori (Atli) herkes bilir
Akla hemen panta gelir
Meyven bolmus benim köyüm.
(KIR ÇIÇEGI/1998)
KÖYÜM HALİ PERİSAN
Köyümün bozulmus devrani,
demi
Bitmez gönüllerin yasi, matemi
Uzun kis bitip de bahar geldi mi,
Gayri çaglamiyor seli köyümün
Bugün perisandir hali köyümün.
Dönmedi bir daha yuvadan uçan
Sürüler sahipsiz, bulunmaz çoban
Yalnizlik bir dertmis, geçmiyor zaman
Bir asra bedeldir yili köyümün
Bugün perisandir hali köyümün.
Yarina ümitle bakan kalmamis
Bahçeyi bostani eken kalmamis
Artik yaylalara çikan kalmamis
Sustu bülbül, soldu gülü köyümün
Bugün perisandir hali köyümün.
Agillar bosalmis, kuzu melemez
Kaderine küsmüs, gayri gülemez
Gider camiye de geri gelemez
Büküldü, düzelmez beli köyümün
Bugün perisandir hali köyümün.
Iki pir-i fani, üçüncü
eksik
Hatir soran yoktur, selamlar kesik
Dügün dernek olmaz, sallanmaz besik
Gayri kurumustur dölü köyümün
Bugün perisandir hali köyümün.
Terk-i diyar oldu, köy kaldi viran
Ne arayan olur, ne de bir soran
Bayramdan bayrama birkaç ugrayan
Gurbete düsmüstür yolu köyümün
Bugün perisandir hali köyümün.
YAYLALAR
Derdimi söyleyem ezeli basta
Zümrüt yesil, yaman bizim yaylalar.
Vasfedeyim yaylayi haziran on beste
Bazen olur duman bizim yaylalar.
Daglar yesillenip kari sonunca
Çayir çimen kemâlini bulunca
Haziranin tam on besi gelince
Koyun, kuzu dolar bizim yaylalar.
Beyaz kar iken dag ile tasi
Toplanir basina yarani esi
Görünceye kadar bir daha kisi
Bir zaman sen olur bizim yaylalar.
Bu dünyanin isi zaten böyle ya
Kimi aglar, kimi yalvarir Mevla’ya
Ikiye bölünür çikar yaylaya
Kâltarmak, Kürtuban bizim yaylalar.
Daglar çiçeklerden giyer libasi
Siler yüreklerden veremi, pasi
Dört yandan gelir koyun, kuzu sesi
Serin bol suludur bizim yaylalar.
Her tarafta güzel sesi duyulur
Duman gider yüce daglar siyrilir
Güzellerli bir birinden ayrilir
Çünkü ayri çikar bizim yaylalar.
Bir gün dursan dahi ömrün
artirir
Hasta olanlara ilaç yetirir
Gün gelir ki nasip çeker götürür
Ayri düstüm sizden bizim yaylalar.
Yesil zümrüt daglar insana güler
Ok oldu acisi cigerim deler
Üç ay sonra artik çiçegi
solar
Susuz, otsuz kalir bizim yaylalar.
Haziran on besten eylül on bese
Üç ay nese verir dag ile tasa
Ondan sonra döner yavasça kisa
Gazelini döker bizim yaylalar.
Güz gelince artik daha gülünmez
Nesesizdir hal hatiri sorulmaz
Güzelleri köyde, kimse bulunmaz
Bos kovana döner bizim yaylalar.
Son sözümü söyleyeyim
bir yandan
Sen vazgeçsen de ben geçemem senden
Hatira olsun destan Mehmet Can’dan
Bize nasip midir bizim yaylalar?
-Mehmet CAN-
(DADAŞIN
SESİ
/ 1973)
MAHALLİ
KELİMELER
SÖZLÜGÜ
-A-
ABA: Abla
ABAT OLMAK: Çok faydalanmak; çok kâr
elde etmek.
ABUL: Bir kaysi türü.
AÇIM AÇIM OLMAK: Çok sevinmek.
AG: Beyaz.
AGARSAK: Yün egirmek için kullanilan igin
alt kisminda teker seklindeki parça.
AGARTI: Peynir ve çökeleklerin ortak ismi.
AGGÂR: Siyah ve beyaz karisimi renkleri olan
keçi ve oglaklara bu renklerinden dolayi verilen
isim.
AGUZ: Yeni dogum yapmis hayvanlarin ilk sütü.
AHBUN: Gübre.
ALAF: Ot ve saman cinsinden, hayvan yiyeceklerin ortak
ismi.
ALAMERÜK: Bir kiraz türü.
ALASEVIYE: gelisigüzel, bastan savma.
AMBAR: Dört cephesi de kalin tahtalardan yapilmis
kiler.
ANASAR: Ince bulgur.
ANDIR: Ise yaramaz.
ANEK: Karasabanin topraga saplanan aksami.
ANIK: Yemegin üzerine dökülen yag ve
sogan karisimi sos.
APAK: Uçuk renk; tertemiz.
ARFANA: Kis gecelerinde bir araya gelen akranlarin
ortaklasa yaptiklari hamur isi yiyecekler ya da bu
toplantilarin ismi.
ARKAÇ: Davarin açik havada yattigi yer.
ASBAP: Elbise, çamasir.
ASMA: Kaysi ve erik kurusu.
ATOL: Bir yemlik türü olan kiminin bir alt
türü.
AYAKYOLU: WC. Tuvalet.
AYVAN: Yüksekçe yazlik ahsap ev.
-B-
BACA: Toprak dam.
BACI: Kiz kardes.
BADIYA: Büyük.
BAGA: Ahirda yemlik.
BAGALARI KAPMAK: Çok zor durumda kalmak. Çok
acikmis olmak.
BAGDADI: Ahsap duvar.
BATAL OLMAK: Ise yaramaz hale gelmek, viran olmak.
BATMAN: Sekiz kg’lik agirlik ölçüsü
birimi.
BAYAG: Demin, az önce.
BAYIR: Mera.
BEDEVRE: Agaç çita.
BEDNAM: Iyi olmayan, kötü.
BEDRO: Büyük su kovasi.
BEHUZUR ETMEK: Rahatsiz etmek, huzursuz etmek.
BEHUZUR OLMAK:Rahatsiz olmak, huzursuz olmak.
BEL: Demir kürek.
BESE GIRMEK: Bahis tutusmak.
BEYBAH: Kalles, mert olmayan.
BEYHUT: Sakinlesme, uykuya geçme; agri ve sizinin
geçici olarak dinmesi.
BEYHUTLAMAK:
BICIGI: Bir tür yabani ari.
BICIK: Uzun ya da küçük kuyruklu
bir koyun türü.
BICIRIK TUTMAK: Ayaklarin ya da kolun uyusmasi.
BICIRIK: Kivircik saç.
BILDIR: Geçen yil.
BILLIK: Keçilerde orta boy kulak.
BIRGI: Agaç delmeye yarayan matkap.
BIBI: Babanin kiz kardesi, hala.
BIROYUN: Bir zamanlar, bir kere.
BISI: Bir tür hamur isi yiyecek.
BOSTAN: Salatalik; sebze tarlasi.
BOZ: Hayvanlarda kursunî renk.
BUHAK: Çene alti; gerdan.
BUHAYRI: Baca.
BULAMA: Yeni dogum yapan hayvanlarin ilk sütü
ile yapilan bir tür yemek.
BULUL: Hububat saplarindan ya da ottan yapilmis büyük
demet, yigin.
BURÇ: Agaç yapragi ve agaçlarin
körpe filizleri.
BÜK: Bir tür dikenli çali ya da bu
çalilarin bulundugu yer.
-C-
CAG: Döner sisi. Örgü sisi.
CALGAZA: Atilgan, sirret.
CAZI: Her türlü seytanliga akli eren, ferasetli
olan.
CECIM: Bir tür dokuma sergi.
CELEP: Ticarî hayvan sürüsü.
CIBIL: Çirilçiplak. Yok yoksul.
CIGA: Siska, çelimsiz.
CIGIZ: Oyunbozan., her seye itiraz eden.
CILBAGA: Küçük çocuk.
CILGA: Pulluk.
CINCIK: Süs, boncuk.
CIRILMAK: Yirtilmak; zor durumda kalmak, zorlanmak
(mec.)
CIRMAK: Yirtmak.
CICO: Sulak yer.
CIL: Sazlik otu.
CINGO: Ceviz meyvesinin üzerindeki yesil kabuk.
COC: Zemini sulu çayir
CONÇ OLMAK: Çok islanmak.
COR: Gübre sirasi.
CUL: Sidik.
CUMB OLMAK: Toplanmak, bir araya gelmek.
CURUT: Belli belirsiz. Isigi az olan lamba ya da net
göremeyen kisik göz.
CÜCÜK: Tavuk yavrusu, civciv.
-Ç-
ÇAÇA: Meyve sirasi.
ÇAGIRDAK: Koyunlarin kuyruk altinda olusan
yün ve gübre karisimi yumru.
ÇAKÇAK: Degirmen tasi üzerindeki
çingirak.
ÇAKÇAVEL: Özeligini kaybetmis;
bozulmus olan.
ÇALA: Misir bitkisinin sapi.
ÇÂLÂLI ÇÛLÂLI:
Sirilsiklam, islanmis olarak.
ÇANÇ:Çok bol, bol miktarda.
ÇAR: Yasmak
ÇASUR: Tursusu yapilan bir tür ot.
ÇAVGIL: Ot çekecegi
ÇAYNIK: Çaydanlik.
ÇEBIÇ: Bir yasini doldurmus disi keçi.
ÇEÇ: Yiyecek artigi, posa.
ÇEÇIL: Bir peynir türü.
ÇEKETE: Kol agizlari ve bel kismi dar, üst
kismi bol ve pileli bayanlarin gömlek türü
elbisesi.
ÇEKISMEK: Kavga etmek.
ÇELENK: Öküzlerde iri süslü
boynuz.
ÇELPESÜK: Çamur sebebiyle ortaligin
yürünemez halde olmasi. Düzeni bozulmus,
karisik (mec.)
ÇEMKÜRMEK: Köpek havlamasi. Bosuna
ve gereksiz konusmak (mec.)
ÇEPER: Çali çit.
ÇEPIK: Küçük meyve sepeti.
ÇERKEZ: Çocuk zibini.
ÇIÇIRNAG OLMAK: Titreyecek kadar çok
üsümek, dis dise vurmak.
ÇIÇIRNÂK: Çocuk yürüteci.
ÇILIP: Ince çubuk, körpe filiz.
ÇINTIK: Ufak tefek. Bir tür ahlat.
ÇIRIK: Iplik bükmeye yarayan aygit.
ÇIRILMAK: Bir isi bitirmek için çok
gayret sarf etmek. Çok yeyerek mideyi doldurmak,
tika basa yemekten dolayi duyulan rahatsizlik.
ÇIRIM ÇIKARTMAK: Çok zor durumda
birakmak.
ÇIRIM ÇIKMAK: Çok zorlanmak.
ÇIRIMLANMAK: Çok çalismak, ugrasmak,
emek harcamak.
ÇIRMIKLAMAK: Tirmalamak.
ÇIRPI: Düz çizgi. Asma hizarla
kereste biçerken hizarin gidecegi hatti belirlemek
için çizilen çizgi, bu çizgiyi
çizmek için kullanilan ip.
ÇIRTIM:Çok az, yok denecek kadar az.
ÇISKAL ÇIKARMAK: Seri hareket etmek,
hizli ve çok çalismak.
ÇISKAL: Kivilcim.
ÇIGIRMEK: Vazgeçmek; eskisi kadar hoslanmamak,
begenmez duruma gelmek.
ÇIMMEK: Banyo yapmak.
ÇINÇAVAT: Görmemis, görgüsüz,
kaba.
ÇINEL: Zayif, siska.
ÇIRAN: Çok eksi.
ÇITOZ: Bir kara erik türü.
ÇOLPA: Atak olmayan; çelimsiz; cesaretsiz.
ÇOPUR: Yünün hasi ayrildiktan sonra
geriye kalan ikinci kalite kismi.
ÇOR: Maraz, hastalik.
ÇORLI: Hastalikli, illetli.
ÇÖK OLMAK: Seçilmek. Hayvanlarin
türlerine göre ayrilmasi için verilen
komut.
ÇÖLPE: Uyusuk, hareketsiz, atik degil.
ÇÖRÜSMEK: Pörsümek.
ÇUR: Çocuklarin oynadigi bir oyun türü
ve bu oyunda ortada bulunan kale islevindeki tas.
ÇUR: Hayvan memesi.
-D-
DABASKI: Ezilmis, yassilasmis. Kabarmamis ekmek.
DADAS: Büyük kardes, agabey.
DALAK: Arini bal yaptigi petek.
DAL TINGIR: Çirilçiplak, bombos.
DAMÇIL: Su damlasi.
DARABA: Odalarin duvarlarinin iç yüzeylerine
yaklasik bir metre yüksekliginde yapilan lambri.
DEGIRMI: Yuvarlak. Daire seklinde olan.
DEHSETLI: Çok iyi.
DEKE ÇEKMEK: Aldatmak, kandirmak, sözünden
caymak.
DEN: Hububat tanesi.
DIBIZ: Kel.
DIGA: Küçük çocuk.
DIGA: Küçük çocuk.
DILLO: Sagir. Oynak, uçari.
DIRÇIM: Çok az miktar. Yok denecek kadar
az.
DIRÇIK: Tekme.
DIBEK: Ceviz agacindan yapilan ve ceviz dövmeye
yarayan havan.
DIDINMEK: Çok ugrasmak, zorlanmak; çok
emek harcamak.
DIDMEK: Tirmalamak.
DINCELMEK: Dinlenmek.
DOBI: Ermeni çocugu (hakaret manasinda kullanilir)
DONT: Çok agir hareket eden, hantal. Kaba-saba,
duyarsiz.
DOR: Atlarda kahverengi don.
DÖSÜRMEK: Toplamak.
DÜBÜR: Anüs.
DÜGDI: Keser ve baltanin keskin olmayan, arka
kismi.
DÜGMEÇ: Taze ve sicak ekmegin tereyagi
içerisine dogranmasiyla yapilan yemek.
DÜZME: Ahirda hayvanlarin baglandiklari yer ve
bu yerin altina dösenen tahtalar.
-E-
EGIS: Hamur teknesi kaziyacagi.
EGLESMEK: Durmak.
EHMAL: Acele etmeyen.
ELCEK: Tutamak.
ELTI: Iki kardes karisinin birbirine göre durumu.
EMI: Amca.
EN: Hayvanlarin kulaklarina yapilan nisan.
ENIK: Köpek yavrusu.
ERGEN: Bekâr.
ERISTE: Ev makarnasi.
EVETI: Acele, tez.
EVLEK: Tarla parseli.
-F-
FEL: Desise, hile, kandirmaca söz ve davranis.
FELLI: Yapmacik davranis ve isveli sözlerle baskalarini
kandirabilen.
FERIK: Yumurtlamaya yeni çikmis tavuk.
FISKI: Küçük bas hayvan gübresi.
FIRENGI: Kapi kilidi.
FISKE: Yakiti gaz olan ilkel lamba.
-G-
GÂGÂLA (KÂKÂLA): Bir tür
ekmek, bazlama.
GALDAVAR:
GÂVGEÇ: Egri.
GAYDA: Müzikte makam, ezgi, oyun havasi.
GAZIL: Kildan yapilmis iplik.
GELBERI: Kurutulmak üzere serilmis tahili karistirma
aleti.
GEM: Döven tahtasi.
GEVEN: Topak seklinde bir tür dikenli ot.
GIDIK: Keçi yavrusu, oglak.
GILDIRIK: Yuvarlak.
GIRGAT: Aliç.
GILIK: Küçük tandir ekmegi.
GIYASHANE: Çamasir yikama yeri.
GOGOM: Tomurcuk.
GOGOR: Kir.
GOMAÇ: Dürüm.
GOR: Mezar.
GORT: Tümsek.
GÖK: Ham, olmamis.
GÖN: Hayvan derisi.
GÖRÜM: Geline göre kocanin kiz kardesi.
GÖZE: Pinar.
GUDIK:Köpek yavrusu.
GULLEP: Mentese.
GÜDENE: Bir tür geven.
GÜGÜM: Bir tür agzi dar su kabi.
GÜRNES ETMEK: Koyunlarin günesten korunmak
maksadi ile birbirlerinin gölgesine siginarak
topluluk olusturmalari.
GÜVEÇ: Yag ve peynir saklamak için
kullanilan bir tür toprak kap.
GÜZLÜK: Sonbaharda ekimi yapilan bir cins
bugday.
-G-
GIRINÇA: Salyangoz. Zayif, çelimsiz
(mecz.).
GURGURATLI: Süpheci. Vesveseli.
-H-
HAÇAN KI: Ha bire, durmadan.
HAFLANMAK: Süphelenmek.
HAL: Kar küreme küregi.
HAM: Olmamis, yetismemis.
HAMUT:At kosumu.
HANAKLUK: Saka.
HANÇULI KUNÇILI: Tahterevalli.
HANDARI OLMAK: Emsali ya da dengi olmak.
HAPIHAPTAN: Birden bire, aniden.
HARAL: Büyük çuval.
HARAP: Bozulmus, ise yaramaz hale gelmis.
HARDAMA: Ahsap çati örtüsü.
Degisik evsafta tahta ve kalas birikintisi.
HARHIZ: Iç ya da kuyruk yaginin eritilmesi
sonunda geriye kalan artik.
HARKOS: Tarla sürümünde sabanin ya
da pullugun açtigi ark ya da kanal.
HARMUT: Orta hal. Suyu ilistirmak.
HARO: Ambarlarda farkli türdeki hububatlari ve
un koymak için yapilmis tahta bölmeler.
HARTUSLAMAK:Karistirmak.
HASUT: Kiskanç.
HASUTA: Pekmezin ya da balin yag ve unla karistirilmasi
ile yapilan bir tür yemek.
HASAT ETMEK: Perisan etmek, ise yaramaz hale getirmek.
HASAT OLMAK: Perisan olmak, eli ayagi tutmaz hale
gelmek. Çok yorulamk.
HASIL: Elenmis bulgur incesi ve yagla yapilan bir
tür yemek.
HASO: Un ve yumurta karisimi ile yapilan bir yemek
türü.
HATIL: Kiris.
HAVREZ: Tarla sürümünde sürüm
aracinin açtigi iki çukur arasinda kalan
sürülmemis kisim.
HAYLAMAK: Herhangi bir tehlikeye karsi çobanin
köpege yüksek sesle seslenmesi; köpegi
kurdun üzerine sürme nidasi.
HAZZETMEK: Sevmek, hoslanmak.
HECILLENMEK: Mahcup olmak, utanmak.
HEDIK: Kuru misirin suda pismisi.
HELEK OLMAK: Çok yorulmak, bitkin düsmek.
HERK: Nadas.
HERLE: Un çorbasi.
HIBAR: Küçük tas.
HILEZ: Küçük kertenkele.
HILLIK: Genis olan.
HINGÂL: Hamur ve etle yapilan bir tür yemek.
HINIK: Burnundan konusma ya da burnundan konusan.
HIP ETMEK: Derleyip toplamak, bir araya getirmek.
HIP: iplik çilesi.
HIR: Kavgaci.
HIRA: Çelimsiz, zayif, siska.
HIRBO: Küçük, ufak tefek.
HIRÇO: Zayif, çelimsiz.
HIREK TADMAK: Yemegin piserken dibini tutmasi sunucu
olusan yanik tadi.
HIRHEÇAN: Soluk borusu.
HIRIK: Kulaklari çok kisa koyun, bir tür
uzun kuyruklu koyun.
HIRLI: Ugurlu.
HIRTIS: Bir seyin zeminindeki çikinti, pürüz.
HIRTIK: Çok bol bulunma.
HIRTLIKTE OLMAK: Çok bulunmak.
HISIR: Dolu türü yagis.
HIST: Köpeklerin boynuna takilan savunma ve korunma
tasmasi.
HISTIK: Öküzlerde uzun ve sivrice boynuz
ya da bu tür boynuzu olan öküz.
HIZAN: Yoksul.
HIM: Temel.
HOÇ: Sanki. Soru edati.
HOÇOR: Gelismemis, bodur kalmis.
HON: Sevimsiz, çirkin, albenisi olmayan.
HORHOÇAN: Su çevrintisi. Girdap.
HOROM: Ot ya da sap balyasi.
HOSAN: Selâle.
HOSOR: Kar-dolu arasi yasis. Iri taneli tuz ya da
buz.
HOSÜRÜK: Dolu türü yagis. Toz
halinde olmayan, iri taneli. Ciltteki alerjiden mütevellit
döküntü
HOTAK: Tarla sürerken agirlik maksadi ile öküzlerin
boyunduruguna binen küçük çocuk.
HOTIKLEMEK: Karistirmak, kurcalamak.
HOTIKLENMEK: Süphelenmek, olup biteni sezmek.
HOYRAT: Çirkin, sevimsiz.
HOZAN: Nadasa birakilmis tarla.
HUDEY:Pek gelismemis, yabani meyve.
HUNIS: Koyunlarda küçük kulak tipi.
HURÇ: Öte beri koymaya yarayan bir tür
çuval.
HURDIHAS ETMEK: Kirip dökmek, ise yaramaz hale
getirmek.
-I-
IDARE: Haznesindeki gazyagina daldirilan fitilin tutusturulmasi
ile aydinlatma görevi yapan bir tür ilkel
lamba.
ILISTIR: Süzgeç.
ISTIKÂN: Çay bardagi.
ISTOL: Sandalye.
ISGÂF: Tahta dolap.
ISGILLENMEK: Süphelenmek.
-K-
KADAKLAMAK: Paniklemek, duraklamak; cevap verememek,
unutmak.
KÂFIYE: Kaskol, atki.
KÂHAN ETMEK: Bagbozumu.
KÂHINDIRMEK: Saklamak, unutturmak, oyalamak.
KÂHREZ: Atik su arki.
KAKA: Meyve.
KAKAÇ: Diz, dizkapagi.
KAKAÇ: Kuru, kurumus ve sertlesmis.
KAKIRT: Gaga.
KÂKÛL: Çocuk ayakkabisi.
KÂKÜL: Perçem.
KÂLHUD: Kötürüm, elden ayaktan
düsmüs.
KALIK: Terlik.
KÂLIK: Düz olmayan, egilmis; egri boynuz.
KÂLTAVAR: Üzeri kapali, yanlari açik
harman.
KAMAZ: Kiymik. Engel, mani (mec.)
KAMO: Inat. Kolay kandirilamayan.
KÂN: Odalarda duvarlara yapilan tahta pervazin
üstü.
KANAYAKLI: Kadin, zenne.
KANK OLMAK: Kasilmak, kaskati kesilmek.
KÂNTI: Zayif, kuru, çelimsiz.
KANZILDAMAK: Çok üsümek; soguktan
titremek.
KÂPÇIK: Harmanda döven sürerken
öküzlerin pisliginin dolduruldugu agaçtan
yapilmis kap. Hayvan lazimligi.
KÂRAHTIN: Asiri dumanli.
KÂRAPOS: Taslarin üzerindeki yagmur sularinin
biriktigi oyuk.
KÂRDAN: Küçük su kovasi.
KARPIÇE:Bir tür küçük
çivi.
KÂRTOL: Patates.
KÂS: Sürükleyerek tasimak üzere
toplanmis büyük çali demeti.
KASGA: Hayvanlarda beyaz alin. Beyaz alni olan hayvan.
KÂTAR: Tandirda yakacak olarak kullanilan bir
tür orman çalisi.
KÂTHA: Çok zayif; bir kemik, bir deri
KATUZLAMAK: Kismî ve yüzeysel olarak yakmak.
Zarar vermek (mec.)
KATUZLANMAK: Kismî ve yüzeysel olarak yanmak.
Pisman olmak, zarar görmek.
KÂV: Süse ve gösterise düskün
olan.
KAVAR: Su arklarindaki su yolagi.
KAVÇON: Baston, egri tutamagi olan degnek.
KAVULA GIRMEK: Bahse girmek.
KÂVUS ETMEK: Bagbozumu.
KAVUT: Kavrulmus un.
KAYGANA: Tavada yumurta.
KAYIN: Kayinbirader.
KAYNATA: Kayinpeder.
KAZIL: Kalin kil ipligi.
KEBAP: Hamurdan yapilan pogaça ya da etten
yapilan döner.
KEÇIK: Kadinlara mahsus bir tür bas örtüsü.
KELEF: Iplik çilesi.
KELEFLENMEK: Yerinde dönmek, aci ve agridan dolayi
kivranmak.
KELIK: Terlik.
KELLE: Hububat basagi.
KELOÇ: Islatilmis ekmegin üzerine önce
yogurt sonra da kizdirilmis yag dökülerek
yapilan yemek.
KEMÇÜK: Agzi egri.
KENK:Hali ve kilim tezgâhi.
KERAN: Kesigin uç kismina baglanan ve dügüm
yapmaya yarayan çatal agaç.
KERE: Kenar.
KEREN: Toprak damlarda kontlarin üzerine dösendigi
büyük ve kalin tomruk.
KERENKES: Büyük taslarin üzerine konularak
sürüklendigi agaç. Etleri ayiklanmis
hayvan kemigi, iskelet.
KERHIZ:
KERIÇ: Kurumus ekmek, ekmegin ince ve kuru
kismi.
KERKE: Kabugu soyularak yenilen bir tür ot.
KERKI: Elma veya armut gibi meyvelerin artigi, meyve
yongasi.
KERME: Küçükbas hayvan barinaklarindaki
gübrenin kesilip çikarilmasi sonra da
kurutulmasi ile yapilan bir tür kokar yakit.
KERTI: Bayat, bayat ekmek.
KERTLEZ: Kalkik burun, ya da kalkik burnu olan.
KESEK: Toprak topagi.
KESMIK: Sap, saman haline getirilirken olusan kaba
saman.
KES: Berdus, kabadayi.
KESAN: Çali demetini sürükleyerek
tasimak için bu çali demetlerinin üzerine
yigildigi büyük çali ya da agaç.
KESIK: Küçük urgan.
KETE:Içli tandir ekmegi.
KIBAL: Dis görünüs, sekil.
KIÇ: Ense kökü.
KIDIK: Oglak.
KIGI: Keçilerin yuvarlak pisligi.
KIH: Eseklere baglanan bir tür semer.
KILABUDAN: Tam tekmil, gösterisli.
KILDIR KICIM: Önemsiz; teferruat.
KIMI: Baharda, gövdesi, yazin da yumrusu soyularak
yenen bir tür yemlik.
KINDILLANMAK: Yuvarlanmak.
KINDILIK: Yuvarlak.
KINIT: Inceltilmis, ince halde olan.
KIPTI: Cimri.
KIR: Kiraç.
KIRAKOT: Bir tür ahlat.
KIRÇON: Ot ve saman türü yiyeceklerin
kaba artigi.
KIRIÇ: Agaç çati; yüksek
sivri tepe.
KIRIK: Keçilerde küçük kulak.
KIRKAL: Hayvanlari ahirda baglamak için kullanilan
bir tür bag.
KIRKAT: Aliç.
KIRKIT (GIRGIT): Çetin, zor.
KIRMAN GIBI DÖNMEK: Yerinde dönmek. Aci
ve izdiraptan dolayi kivranmak. Gönülden
hizmet etmek.
KIRMAN: Iplik bükme aleti.
KIRNAP: Kalin ip.
KIRNES: Çevik, atik; kuvvetli.
KIRTIGI KESIMLEM: Mecali kalmamak, gücü
tükenmek, halsiz düsmek.
KIRTIK: Çok az kalmis olan, küçülmüs
sabun.
KISTIK: Sigara izmariti.
KISGI: Samanin kaba artigi.
KIP: Dar.
KIRBABI: Kiri belli etmeyen renk ya da görünümde
olan; koyu renk.
KIRKIT: Hali ve kilim dokurken ilmekleri yerlestirmede
kullanilan bir tür demir tarak.
KIRMAN: iplik bükme aleti.
KOBUK: Cevizin disindaki sert kabuk. Bir tür
dikenli ot.
KOD: Hububat ölçü birimi; suyun degirmene
süratli bir sekilde girmesini saglayan genis
boru.
KODEL: Çok küçük boynuz; boynuzlari
küçük öküz.
KOFA: Su tasi.
KOFIK: Kadinlarin süslü bas baglamada kullandiklari
baslik.
KOH: Bahçe, bag ya da çoban evi.
KOHNIK: Küçük ve basik burun ya da
bu tür burna sahip olan.
KOKO: Çocuk dilinde yumurta.
KOKO: Erkek esek.
KOKOÇ: Bastaki kabarik saç ya da tüy.
Basinda kabarik saçi ya da tüyü olan
.
KOKOL: Kafada olusan sislik.
KOLLIK: Kisa, küt. Kuyrugu olmayan.
KOLO: Boynuzsuz keçi.
KOLOT: Bacanin daha iyi çekmesi için
çati ya da dam üzerine konulan tahta ya
da boru ilâve.
KOM: Ahirdan küçük hayvan barinagi.
KONÇAL: Meyve salkimi.
KONT: Damlarda kerenlerin üzerine dösenen
ince tomruk.
KONTIL: Bozuk çeçil peynir.
KOP: Inat. Kizak ve tapanda saçiravi kola baglayan
agaç mil.
KOPIKLEMEK: Kaba taslak yapmak, kabasini almak.
KOPUK: Düzenli bir hayati olmayan, istikrarsiz.
KORA: Tirpan natindaki tutamak.
KORI: Yasak; yasak bölge ya da yasak bölge
isareti.
KORKI: Esek, at veya katir pisligi.
KORKOD: Bir yagis türü; dolu.
KORSEVEL:Karasabani kayisla boyunduruga baglamada
kullanilan agaç mil.
KORT: Çikinti, sislik, tümsek.
KORUKCI:Kir bekçisi.
KOS: Su kabagi. Içi bos olan.
KOSAT: Erkek keçi.
KOTA: Boyundurukta kayisin saga sola kaymasini önleyen
agaç çiviler.
KOTA:Iplik makarasi.
KOTAN: Pulluk.
KOTLES: Tarlalardan çikan, siyah kabuklu, soyularak
yenen bir tür ot yumrusu.
KOTOS: Fasulye kurusu, misirlari ayiklanmis koçan.
KÖÇÜRMEK: Evlendirmek.
KÖME:Ipe dizilmis ceviz içlerinin pekmeze
batirilmasi ile yapilan bir tür tatli.
KÖMZEK: Ahirdan disariya gübrenin atildigi,
otun ve samanin samanliga dolduruldugu kapi ya da
pencere.
KÖNDER: Kekik.
KÖRKEÇEME: Kertenkele.
KÖRÜHMAK:Yilmak, usanmak.
KÖRÜHTURMAK:Yildirmak, biktirmak.
KÖRÜT: Sütten kesilmis, bir yasini
doldurmamis oglak.
KÖSAFI: Ucu atesli sopa ya da odun.
KÖSÜRE: Masat, bileyi tasi.
KÖTEK: Dayak.
KÖYNEK:Atlet.
KUÇI: Çok bulunmak, bol.
KUD: Kenar, uç.
KUKLIK: Erken parlayan, çabuk küsen.
KULLEP: Eski tip kapi mentesesi.
KULUN ATMAK: Atin yavru düsürmesi; çok
merak etmek (mec.)
KULUN: Tay, at yavrusu.
KUNTIK ATMAK: Çifte atmak.
KUNTIK: Tekme, çifte.
KUNTIKLEMEK: Çifte atmak.
KUNTLAMAK: Dengesi bir tarafa bozulmak.
KURAT: Otsuz çiplak bayir.
KURATA ÇIKMAK: Bosa çikmak, bir seyden
el çekmek, elindekilerini kaybetmek.
KURÇ: Kenar, kiyi. Meyve sapi.
KURDESEN: Ciltte disa vuran döküntü.
KURIK: At ya da esek yavrusu.
KURKUL: Hayvan böbregi.
KURNA: Çesme muslugu.
KURUG: Kuluçka tavugu.
KURUN: Su yalagi ya da hayvanlarin yemligi.
KUSAK: Yüksek kayalik.
KUSGANA: Tencere.
KUTAL: Kisa boylu.
KUTEZ: Bir tür yabani sinek.
KUTMEL: Uyluk kemigi, uyluk kemiginin bulundugu yer.
KUTUL: Boyu kisa.
KUY: Cecim ve sal örme tezgâhi.
KUYMAK:Kaymak ve misir unu ile yapilan yemek.
KUZ: Kambur, kavisli, egri.
KUZIK: Kambur.
KÜCÜ:Cecim ve sal tezgâhlarinda kullanilan
bir alet.
KÜD: Pismeden tandira düsmüs ve yamulmus
ekmek.
KÜLEK:Kova.
KÜLFET: Bakmakla mükellef olunan aile ferdi.
KÜLLI: Tamamen.
KÜNPET: Küp seklinde olan.
KÜNT: Hamur topagi.
KÜR: Su yalagi.
KÜRA: Koyunlarda küçük kulak.
KÜRÇ: Kolay parçalanabilen kaya,
kis.
KÜRTÜK: Kar birikintisi.
KÜRÜN: Su yalagi.
KÜSGÜ: Manivela.
KÜVAP: Kaya oyugu.
KÜZE: Toprak testi.
-L-
LALAVUN ETMEK: Tarumar etmek, yok etmek, zarar vermek.
LALIK: Konusma özürlü, kekeme.
LAPAS: Keçilerde genis ve büyük kulak.
LATESBI: Sözüm ona.
LAZUT: Misir.
LEHLEMEK: Çok yorulmus olmak.
LENGER: Büyük firin tepsisi.
LEPPIL:
LIGMALAK: Toprak kaymasi, heyelan.
LIPIZ: Kel.
LIPIZA ÇIKMAK: Ortada yapayalniz kalmak.
LOBIYE: Fasulye.
LOLO: Büyük ve genis kuyruklu bir koyun
türü.
LOM: Manivela.
LOR: Çökelek.
LOSGO: Sisman ve hantal.
LOSTEK SAKIZI: Bir tür ottan çikan sütün
pisirilmesi ile yapilan sakiz.
LÖKLEMEK: Bir seyi baska bir seyin üzerine
bolca sürmek. Bir seyi israf ederek kullanmak.
LÜLÜK: Musluk.
-M-
MAÇ: Karasabanin tutamak agaci.
MAFIS: Yufkanin kare seklinde kesilip kizartilmasi
ile yapilan hamur isi yiyecek.
MAHANA: Bahane.
MAKAT: Sabit divan, peyke.
MAL: Sigir sürüsü.
MALUK:Kabaca agaç çivi.
MARAN: Kagni tekerleginin agaç kismi.
MARAS DOLDURMAK: Yasina girmek. Bir yas daha büyümek.
MARAS: Köpeklerde her bir yas.
MARASA GITMEK: Pesine gitmek.
MARAZLI: Hastalikli, illetli.
MARMAS: Tülbent.
MASRAPA: Büyük metal su bardagi.
MAYINLAMAK: Sakinlesmek, dinmek; agrilarin siddetinin
azalmasi.
MAZARAT: Yaramazlik eden, ortaligi katip karistiran.
MAZAT: Açik artirma ile satilacak koyun ya
da keçi sakatati.
MAZMAN: Kildan çuval, ip, urgan yapan zanaatkâr.
MECCANE: Bedava, beles.
MEDEK:
MEREK: Samanlik.
MERTEK: Damlarda toprak altina dösenen agaç
ya da tahta.
MESE: Orman.
MEYHOR: Sevimsiz, albenisi olmayan.
MIGEL: Geçimsiz, huysuz.
MIH: Çivi.
MIKLA: Bir tür patates yemegi.
MIRES:Kahverengi ile gri arasi bir renk.
MIRINKAZ: Yeme - içmede seçici, zor
begenen.
MIRISLARINI DÖKMEK: Suratini asmak, yüz
eksitmek.
MIRIK: Eseklerde siyaha yakin bir renk ya da bu renkteki
esek.
MIRT ETMEK: Üstünkörü temizlemek,
bir isi gelisigüzel yapmak.
MIZLAMAK: Yalandan aglamak.
MILI: Büyük agaç çivi.
MIRAT: Ise yaramaz.
MITIL: Küçük ve basit yatak.
MOCULAMAK: Burusturmak, minciklamak
MOÇUSLAMAK: Minciklamak, örselemek.
MOHRA: Bir seyin ilk hali, bozulmamis hal.
MOHRASI BOZULMAMIS OLMAK: El degmemis olmak, bozulmamis
olmak.
MORPIS KESILMEK: Kararmak. Çok utanmak, mahcup
olmak (mec.)
MORPIS: Simsiyah.
MOZIK: Bir yasini doldurmus sigir.
MUDARA: Çok saglam olmayan; çürük,
igreti.
MUFTUNA: Bosuna, bos yere, gereksiz.
MUHKÂM: Saglam, dayanikli.
MUKATARA: Saglam olmayan, bozulmaya yüz tutmus
olan.
MULAVAZ BIRAKMAK: Bir isi yarim birakmak.
MUNKARIZ OLMAK: Yok olmak, ölmek (beddua).
MUSAVAS: Net olmayan. Gözlerin iyi görmemesi.
MÜKÂSAR: Kilotun lastik takilan kemer kismi.
MÜSEYIP: Tertipsiz, perisan.
MÜZEVIR: Haberci, laf yetistiren.
-N-
NACAK: Küçük balta.
NAÇAR: Zayif. Esek ya da atlara odun yüklerken
kullanilan agaç destek.
NADIR: Kusur.
NAHIR: Büyükbas hayvan sürüsü.
NARINCI: Sari rengin bir tonu, turuncu.
NAT: Tirpanin agaçtan yapilan sapi.
NAZÜK: Iplik çilesini yumak yapmaya yarayan
düzenek.
NIKIS: Cimri.
NIRG: Balta ve keserin keskin agzinin kenari.
NIRGINA INMEK: Azalmak, son haddeye gelmek (mec.).
NISO: Hayvanlarda beyaz alin. Alin tüyleri beyaz
olan hayvan.
NOHRA: Deri altindaki sislik, yag bezesi.
-O-
ODGÖRMEMIS: Peteginden, ateste isitilmadan elde
edilmis süzme bal.
OGEÇE: Karsi taraf.
OHLAMAT: O kadar, çok fazla.
OKILIK: O kadar. Çok fazla.
OYÜZ: Öteki taraf, Dagin arka tarafi.
-Ö-
ÖGEÇ: Bir yasini doldurmus erkek koyun.
ÖRK: At baglamaya yarayan ucunda kazik bulunan
uzun zincir.
ÖRKÂN: Küçük urgan, kesik.
ÖRTÜK: Eyer üstüne asirilan kilim
ya da hali türü örtü.
ÖRÜK: Saç örgüsü,
belik.
-P-
PABUÇ: Ayakkabi.
PAÇINKA ETMEK: Kabataslak tamir etmek.
PAHIL: Kiskanç, oyunbozan, uyumsuz.
PALAK: Ayi yavrusu.
PALDIM: Yük hayvanlarinda semerin ileri kaymasini
önleyen ve kuyruk altindan geçen kolan.
PANTA: Bir tür yaban armudu.
PAPAG: Yünden ya da tiftikten örülmüs
baslik, bere.
PARPUKLAMAK: Azarlamak, agzinin payini vermek.
PARTAL: Yalan. Kalin çul.
PEC: Egri.
PEG: Ev ya da hayvan barinaklarinin yikilmasi veya
sökülmesi sonucu olusan arsa. Virane.
PELES: Egri ve simetrik olmayan boynuz ya da bu tip
boynuza sahip hayvan.
PELIK: Parça. Siriklarla yapilan seyyar tirkisin
her bir parçasi.
PERK: Kati.
PESKIR: Havlu.
PESKUN: Sofra tahtasi.
PEYDER PEY: Ara sira.
PEYKE: Sabit divan, seki.
PILIÇA: Meyvelerde iyice olma hali.
PILIK: Bozulmus yumurta.
PIR: Hayvanlara yedirilmek üzere kesilen agaç
yapragi.
PIRPIRIK: Agaçtan yapilmis rüzgârgülü.
PIRTI: Manifatura.
PISKIRMAK: Hapsirmak.
PIL: Agzi genis çömlek.
PILÂKI: Pogaça pisirmeye yarayan toprak
kap.
PIN: Fol, tavuklarin yumurtlama yeri.
PIN: Güveç, toprak kap.
PINGEL: Tavuklari yumurtlamaya tesvik için
follukta bekletilen tek yumurta.
PINGELLIK: Tavuklarin yumurtlama yeri. Folluk.
PINTI: Pasakli; temiz olmayan.
PIPILA: Kelebek. Kümes hayvanlarinin ibigi.
PISIK: Kedi.
POCILEMEK: Caymak, vazgeçmek.
POHRENK: Kalin su borusu.
POLOÇÜK: Hayvan böbregi.
PONÇAK: Püskül.
POPLIK: Yesil kabugundan ayiklanmis ceviz.
PORTLAK: Iri göz. Iri gözlü olan.
PORTLATMAK: Açiga çikarmak, belirgin
hale getirmek.
POSA: Göçebe yasayan. Dilenen, arsiz,
yüzsüz.
POSALIK ETMEK: Dilenmek.
PÖÇÜK: Son.
PÖÇÜKLÜ: Sempatik, seytan tüylü,
kendisini sevdirmesini bilen.
PUÇO: Küçük dana.
PUL: Bir cins toprak.
PUL: Hayvanlarda benek.
PULLI:Benekli hayvan.
PUMPUL: Püskül.
PUNGAR: Çesme.
PUPUSTI: Salincak.
PUS: Sis.
PUT: Bir agirlik ölçüsü birimi.
-R-
RAPATA: Genis yüzey. Tandira ekmek hamurunu yapistirmak
için kullanilan içine yün veya
bez doldurulmus yastik.
RIHTIM: Çok, çok bulunma.
RIKI: Kosum kayisina takilan agaç mil.
RUKA: Tandirlarda üzerinde ekmek yapilan tahta.
-S-
SAÇIRAV: Kizagin veya tapanin yerde sürünen
ayaklarindan her biri.
SAHAN: Genis tabak.
SAKAVEL: Çali süpürgesi.
SALOR: Dag erigi.
SAMBAGI: Boyunduruga öküzü baglamaya
yarayan ip.
SAMI: Boyunduruga öküzü baglamaya yarayan
iki agaçtan her biri.
SAZAK: Dere ayazi.
SEHEM (SAHAM): Hisse, pay.
SEGIRTMEK: Kosmak.
SEKI: Yükseklik. Peyke.
SEKÜL: Atlarda beyaz ayak ya da beyaz ayakli
at.
SERGI: Kildan yapilan bir tür kilim
SEYIP: Basibos.
SEYREK: Kati olmayan, sivi hale yakin olan. Laubali
davranislari olan (mec.)
SIRIM: Hayvan derisinden yapilan ip.
SIRNAK: Atletik, çevik.
SIRNAK: Kizak ya da tapanda ayaklari kollara baglayan
agaç aksam.
SITKI SIYRILMAK: Sogumak, eskisi kadar hoslanmamak
ve begenmemek.
SICIM: Kalin ip, ince urgan.
SIMEK: Yün demeti.
SINI: Yayvan ve büyük tepsi.
SIRON: Yufkalarin rulo seklinde sarilip üzerine
yogurt ve eritilmis tereyagi dökülerek yapilan
hamur isi yiyecek.
SISAK: Kizgin tandiri silmek için kullanilan
ucuna bez bagli sopa.
SITIL: Küçük bakraç.
SOGULMAK: Derenin ya da gölün suyunun azalmasi;
hayvanlarin sütten kesilmesi.
SOYA: Yayla evinin ve samanligin cephesini olusturmak
için dikine çakilmis her bir tahta.
SUFAT: Surat, çehre, yüz.
SURHA GÖRMEK: Birinin islerine karsilik beklemeden
yardim etmek.
SURHA ISI: Bir isi gelisi güzel yapma.
SUSEYNA: Kat kat ince kabugu olan bir tür çali.
SUVARMAK: tarla, çayir ya da bahçe sulamak.
SÜÇÜK: Peynir yaparken olusan su.
SÜRGÜÇ: Bulasik yikama bezi.
-P-
PABUÇ: Ayakkabi.
PAÇINKA ETMEK: Kabataslak tamir etmek.
PAHIL: Kiskanç, oyunbozan, uyumsuz.
PALAK: Ayi yavrusu.
PALDIM: Yük hayvanlarinda semerin ileri kaymasini
önleyen ve kuyruk altindan geçen kolan.
PANTA: Bir tür yaban armudu.
PAPAG: Yünden ya da tiftikten örülmüs
baslik, bere.
PARPUKLAMAK: Azarlamak, agzinin payini vermek.
PARTAL: Yalan. Kalin çul.
PEC: Egri.
PEG: Ev ya da hayvan barinaklarinin yikilmasi veya
sökülmesi sonucu olusan arsa. Virane.
PELES: Egri ve simetrik olmayan boynuz ya da bu tip
boynuza sahip hayvan.
PELIK: Parça. Siriklarla yapilan seyyar tirkisin
her bir parçasi.
PERK: Kati.
PESKIR: Havlu.
PESKUN: Sofra tahtasi.
PEYDER PEY: Ara sira.
PEYKE: Sabit divan, seki.
PILIÇA: Meyvelerde iyice olma hali.
PILIK: Bozulmus yumurta.
PIR: Hayvanlara yedirilmek üzere kesilen agaç
yapragi.
PIRPIRIK: Agaçtan yapilmis rüzgârgülü.
PIRTI: Manifatura.
PISKIRMAK: Hapsirmak.
PIL: Agzi genis çömlek.
PILÂKI: Pogaça pisirmeye yarayan toprak
kap.
PIN: Fol, tavuklarin yumurtlama yeri.
PIN: Güveç, toprak kap.
PINGEL: Tavuklari yumurtlamaya tesvik için
follukta bekletilen tek yumurta.
PINGELLIK: Tavuklarin yumurtlama yeri. Folluk.
PINTI: Pasakli; temiz olmayan.
PIPILA: Kelebek. Kümes hayvanlarinin ibigi.
PISIK: Kedi.
POCILEMEK: Caymak, vazgeçmek.
POHRENK: Kalin su borusu.
POLOÇÜK: Hayvan böbregi.
PONÇAK: Püskül.
POPLIK: Yesil kabugundan ayiklanmis ceviz.
PORTLAK: Iri göz. Iri gözlü olan.
PORTLATMAK: Açiga çikarmak, belirgin
hale getirmek.
POSA: Göçebe yasayan. Dilenen, arsiz,
yüzsüz.
POSALIK ETMEK: Dilenmek.
PÖÇÜK: Son.
PÖÇÜKLÜ: Sempatik, seytan tüylü,
kendisini sevdirmesini bilen.
PUÇO: Küçük dana.
PUL: Bir cins toprak.
PUL: Hayvanlarda benek.
PULLI:Benekli hayvan.
PUMPUL: Püskül.
PUNGAR: Çesme.
PUPUSTI: Salincak.
PUS: Sis.
PUT: Bir agirlik ölçüsü birimi.
-R-
RAPATA: Genis yüzey. Tandira ekmek hamurunu yapistirmak
için kullanilan içine yün veya
bez doldurulmus yastik.
RIHTIM: Çok, çok bulunma.
RIKI: Kosum kayisina takilan agaç mil.
RUKA: Tandirlarda üzerinde ekmek yapilan tahta.
-S-
SAÇIRAV: Kizagin veya tapanin yerde sürünen
ayaklarindan her biri.
SAHAN: Genis tabak.
SAKAVEL: Çali süpürgesi.
SALOR: Dag erigi.
SAMBAGI: Boyunduruga öküzü baglamaya
yarayan ip.
SAMI: Boyunduruga öküzü baglamaya yarayan
iki agaçtan her biri.
SAZAK: Dere ayazi.
SEHEM (SAHAM): Hisse, pay.
SEGIRTMEK: Kosmak.
SEKI: Yükseklik. Peyke.
SEKÜL: Atlarda beyaz ayak ya da beyaz ayakli
at.
SERGI: Kildan yapilan bir tür kilim
SEYIP: Basibos.
SEYREK: Kati olmayan, sivi hale yakin olan. Laubali
davranislari olan (mec.)
SIRIM: Hayvan derisinden yapilan ip.
SIRNAK: Atletik, çevik.
SIRNAK: Kizak ya da tapanda ayaklari kollara baglayan
agaç aksam.
SITKI SIYRILMAK: Sogumak, eskisi kadar hoslanmamak
ve begenmemek.
SICIM: Kalin ip, ince urgan.
SIMEK: Yün demeti.
SINI: Yayvan ve büyük tepsi.
SIRON: Yufkalarin rulo seklinde sarilip üzerine
yogurt ve eritilmis tereyagi dökülerek yapilan
hamur isi yiyecek.
SISAK: Kizgin tandiri silmek için kullanilan
ucuna bez bagli sopa.
SITIL: Küçük bakraç.
SOGULMAK: Derenin ya da gölün suyunun azalmasi;
hayvanlarin sütten kesilmesi.
SOYA: Yayla evinin ve samanligin cephesini olusturmak
için dikine çakilmis her bir tahta.
SUFAT: Surat, çehre, yüz.
SURHA GÖRMEK: Birinin islerine karsilik beklemeden
yardim etmek.
SURHA ISI: Bir isi gelisi güzel yapma.
SUSEYNA: Kat kat ince kabugu olan bir tür çali.
SUVARMAK: tarla, çayir ya da bahçe sulamak.
SÜÇÜK: Peynir yaparken olusan su.
SÜRGÜÇ: Bulasik yikama bezi.
-Ş-
ŞABBAPLI:
Süslü söz. Yaglandira ballandira anlatma.
ŞAKAR:
Fasulye sirigi.
ŞASKANAYA
ÇEVIRMEK: Ise yaramaz hale getirmek, bozmak.
ŞATAVATLAMAK:
Kiskirtmak, tahrik etmek.
ŞEGIRT:
Çirak, yamak.
ŞEPLI:
Sapi olmayan biçak agzi.
ŞIGVA:
Ince uzun boy. Ince uzun boyu olan.
ŞIŞEK:
Bir yasini doldurmus disi koyun.
ŞIVAN
ETMEK: Asiri feryat figan etmek, aglayip sizlamak.
ŞOGURT:
Salya.
ŞOLVA:
Aynadan ya da parlak bir cisimden yansiyan isik huzmesi.
ŞORAK:
Tuzlu tadi olan su ya da verimli olmayan tuzlu toprak.
ŞÖTI:
Mayalanmamis çavdar hamurundan yapilan ekmek.
Iyi yiyimli olmayan ekmek.
ŞULUPLEYIN
ÇIKMAK: Bir seyin bulundugu yerden tamamen
çikmasi, kopmasi.
ŞULUPO:
Agaç kismi çikarilmis rulo seklindeki
agaç kabugu.
-T-
TAB DÜSMEK: Ekmegin pismeden tandira düsmesi.
TAKIM TAKLAVAT: Araç- edevat.
TALUKAT: Hisim-akraba.
TAMAS: Kara erik ya da bu erigin kurutulmusu.
TANGO: Hayvanlarin boynuna takilan büyük
çan.
TAPAN: Ekilen tarlayi düzeltmeye yarayan alet.
TAPIL: Bir araya toplanmis ot ya da ekin demeti.
TAPIZ: Dayak, kötek.
TAR: Tavuklarin tünedikleri agaç. Kagnida
her iki taraftan disa dogru çikinti olusturan
dört tahta.
TARIK: Raf,
TARPOS: Bir seyin üzerine örtülen kapak.
TAS: Kâse.
TAT: Çorabin ayak bileginden asagida olan kismi
TATARGAN TUTMAK: Sanci tutmak.
TATARGAN: Apandisit.
TATILENMEK: Saga sola sallanarak zorlukla yürümek.
TAYA: Bir araya toplayip yigin yada tepe yapilmis
olan, birikinti.
TAV: Besi
TAVLANMAK: Besilenmek, sismanlamak.
TAVLI: Besili.
TAVUKKOPI: Kirkalin deri aksami.
TAYA: Bir seyin yigintisi. Bir araya toplanmis birikinti.
TAY DURMAK: Ayakta durabilme.
TEC: Bir araya toplanip tepe haline getirilmis hububat
birikintisi.
TECGERE: Arkadan ve önden birer kisinin tutarak
toprak veya gübre tasidigi araç.
TEKE: Iki yasinda yada daha büyük erkek
keçi.
TEKESER: Bir yasini doldurmus erkek keçi.
TELIS: Torba.
TELLI:Kuyruk ucundaki tüyleri beyaz olan hayvan.
TEN: Çise.
TENKMEK: Dengesi bozulmak, bir tarafa meyletmek.
TEPIR: Tahil temizlemeye yarayan yayvan agaç
tepsi.
TEPRENMEK: Hareket etmek, kipirdamak.
TEREK: Raf.
TESI: Iplik bükme igi.
TEST: Büyük legen.
TEVATIR: Çok iyi.
TEYKES: Bir seye es ve ya uygun olmayan.
TEZEK: Gübreden yapilan kokar yakit.
TIG: Dövülerek saman haline getirilmis ve
bir araya toplanmis bugday veya arpa yigini.
TIKIS: Yapiskan toprak ya da piserken içini
çekmemis, iyi pismemis ekmek.
TIKKA: Tandir ve çömlek yapiminda kullanilan
bir tür toprak.
TINAZ ETMEK: Hafife almak, alay etmek, dalga geçmek.
TIRANG ATMAK: Siddetli ishal olmak.
TIRASO: Zayif ve çelimsiz; hastalikli.
TIRÇIK ATMAK: Çifte atmak.
TIRÇIM: Çok az, damla halinde.
TIRÇIKLEMEK: Çifte savurarak kaçmak.
TIRIGA DÜSMEK: Ishal olmak.
TIRIK: Ishal
TIRINDAZ: Tertipli, temiz.
TIRIVIRI: Önemsiz, degersiz, gereksiz.
TIRIK: Uzun kuyruklu koyun türü. Koyunlarda
uzun kuyruk.
TIRIKLENMEK: Aniden küsmek.
TIRKIS: Agaç veya siriklarla yapilan bahçe
çiti.
TIRSACI: Sahtekâr, düzenbaz, dalgaci.
TIRSA ÇEKMEK:Aldatmak, kandirmak, sözünden
caymak.
TISGÂR: Siriklarla yapilan seyyar çit.
TIZIKMAK: Kosmak, kaçmak.
TIZIRIK: Aceleci, lafini bilmez.
TIKKOZ: Dikbasli, kendi basina buyruk.
TIKE: Et lokmasi. Küçük parça.
TIL: Suyun tasidigi ince kumlu toprak.
TILIF: Hali ilmigi.
TILO: Sivriltilmis, ince ve uzun hale getirilmis,
ya da ince ve uzun olan.
TIRIT: Yag.
TIRITLENMEK:Besilenmek, güçlenmek, kuvvetlenmek,
iyi duruma gelmek.
TITIL: Yukari dogru uzamis uzun boynuz ya da bu tür
boynuzlari olan hayvan.
TITO: Alingan, erken küsen.
TOKLU: Sütten kesilmis ve bir yasini doldurmamis
kuzu.
TOMARI:Bütün.
TOMARI: Bütün, hep.
TORK ETMEK:Topragi çapa ile kabartmak.
TOROS: Tomrugu öküzlerle sürükleyerek
tasiyabilmek için tomrugun uç kismina
zincir baglama maksadi ile açilan delik.
TORTA: Yag eriyince üzerine biriken posa.
TOSIKLENMEK: Besilenmek, güçlü kuvvetli
gözükmek.
TOTIK: Yabani hayvan eli.
TOTLIK: Elleri iyi tutmayan ya da elleri sakat olan
veya sakat el.
TOZAK: Hafif yagmis kar.
TÖRELI: Adam akilli, arzu edildigi gibi.
TUHT: 1/6 kg’liik agirlik ölçü
birimi.
TULUK:Peynir doldurulmus deri, tulum. Sisman.
TUMAN: Don.
TUMBUL: Sisman, bir seyin siskin olan kismi.
TUMP: Tarla kenari.
TURA: Atesi karistirmaya yarayan sopa.
TURIK: Cep astari, küçük torba.
TUSTUMBUL OLMAK: Çok doymak.
TUTAK: Elbezi, peçete.
TUTMAÇ: Makarna seklinde kesilmis hamurla yapilan
yogurtlu çorba.
TÜRLÜ TEVIR: Çesit çesit,
degisken.
-U-
UÇITEL: Haberci, laf götürüp
getiren.
UFUNAT: Hastalik, ariza.
UGUNMAK: Kahkaha atmadan katila katila gülmek.
UGUT: Henüz olmamis bugdaydan yapilmis un.
ULAM ULAM OLMAK: Kalabalik olmak, bir araya toplanmak.
UMAÇ: Un çorbasi.
ÜNSIYET: Uyum.
ÜNSIYETLI: Uyumlu olan, herkesle iyi geçinebilen.
URUP: Hububat ölçü birimi.
URVA OLMAMAK:Yetmemek, az gelmek, kafi gelmemek.
URVA: Hamurun açilirken veya pisirirken zemine
yapismasini önlemek için kullanilan un.
USIYETLI: Uyumlu, herkesle iyi geçinen.
USTUKÂR: Hamuruna süt katilarak pisirilmis
tandir ekmegi.
UYUNTI: Uyusuk, miskin.
-V-
VALA: Kadinlarin baslarina bagladiklari bir basörtüsü
türünün ismi.
VARAP: Kilim ipliginin sarildigi agaç.
VIÇÇI ÇEKMEK: Çok hizli
kosmak. Is yaparken hizli çalismak. Iki degisik
is arasinda gidip gelmek.
VIGILTI: Kuru gürültü, ugultu.
VIYRA: Devamli, her zaman.
VIYRAMAN: Sürekli, araliksiz.
-Y-
YABA: Metal veya agaçtan yapilma büyük
diyren.
YALAKLI: Yüzünde yemek artiklari bulunan.
Yagci, omo.
YALLOZ: Laubali davranislari olan.
YANBEGI: Egri, yamaç. Muzip (mec.)
YANGAZ:
YANGUR YUNGUR: Uluorta, gelisigüzel, düsünmeden
konusma.
YAPI: Ev.
YARIM: Hububat ölçü birimi.
YARMAÇA: Balta ile büyükçe
parçalanmis odun.
YASMAK: Yüz örtümü.
YEGIN: Hizli, çabuk.
YELLI:Hizli.
YELVA: Agirbasli olmayan. Aceleci.
YENCILEK: Yükte hafif.
YENCÜK: Ezik, yassi hale gelmis.
YENGI: Az önce, demin.
YETESIYELIK: Kâfi derecede, yeteri kadar.
YIGINAK: Imece usülü ile yakacak odun getirme
isi.
YILKI: Tek basina, yalniz, basi bos.
YOGUMSUZ: Ugursuz.
YOLPAK: Çocuk kundagi.
YORGA: Atlarin rahvan yürüyüsü.
YOZ: Olmamis, kemâle ermemis. Genç sigir.
YÖSA: Topraktan çikartilan bir maddenin
suda eritilmesi ile yapilan; marangozlarin kullandiklari
ve öküzlerin boynuzlarini boyamada kullanilan
kirmizi renk boya, bu boyanin ana maddesi.
YÖSÜMEK: Çok yorulmak, çalisma
istegini kaybetmek.
YUKLAMAK: Uyumak, uyuklamak.
YUYUNTI: Bulasik suyu.
YÜNGÜL: Yükte hafif. Agir basli olmayan
(mec.)
YÜZÜN: Derin olmayan, sig.
-Z-
ZABUN: Zayif, çelimsiz.
ZAG: Besili görünme.
ZAGLI: Belsi ve gösterisli olan.
ZAGAR: Bir yasini doldurmamis köpek yavrusu.
Küçük köpek.
ZAHAR:Meger, ola ki, her halde.
ZARINCILENMEK: Halinden sikâyetçi olmak.
Dert yanmak.
ZARULLUK ÇEKMEK: Yoksulluk çekmek.
ZEBELLAH: Iri cüsseli.
ZEH: Keskin kenar.
ZEMBIL: El sepetinin büyügü.
ZERZEBIL OLMAK: Yerle bir olmak, tarumar olmak.
ZIBARMAK: Yatmak.
ZIBIN: Çocuk gömlegi.
ZIGVA: Dar elbise.
ZITGIT VERMEK: Kiskirtmak, tahrik etmek.
ZIRVA: Ishal.
ZIRZA: Kapi kilitlemeye yarayan düzenek.
ZIRZALAMAK: Kilitlemek. Israr etmek, diline dolamak
(mec.).
ZIVIK: Kati olmayan, sulandirilmis.
ZIBIL GIBI OLMAK: Çok miktarda bulunmak.
ZIBIL: Çer çöp, süprüntü
birikintisi.
ZIVANADAN ÇIKMAK: Çok kizmak, sinirlenmek.
ZUBUN: Çocuk gömlegi.
ZOD ETMEK: Keser, balta ve kazma gibi aletleri isitarak
kisalan agizlarina ek yapmak.
ZOG: Tirpancinin, ot biçerken biçilen
otlardan olusturdugu ot uzantisi.
ZOPPA: Iri yari, kaba saba.
ZOZO: Iri yari, kaba saba.
ZUKKUM: Zehir.
***
ATLI KÖYÜNDE MAHALLE, MEZRA VE YAYLA
ISIMLERI
| Ardese | Kâltarmak |
| Asagi Mahalle | Kasapgilin Mahalle |
| Bulanik | Koçiget |
| Çavret | Koresgilin Mahalle |
| Dere Mahallesi | Kürtuban |
| Nasifgilin Mahalle | Mosgâr |
| Isat | Nalet |
| Isgâçur |
ATLI KÖYÜNDE LÂKAP VE SÜLALE
ISIMLERI
| Asçigil | Kiliçgil |
| Avcigil | Kiligil |
| Bektasgil | Killigil |
| Çebigil | Kodogil |
| Çelikgil | Kollogil |
| Çintolozgil | Kolotgil |
| Çorçilgil | Koresgil |
| Dubara | Korsevel |
| Dügdi | Kosgil |
| Gâvur | Kurukgil |
| Godikler | Leyli Yakup |
| Haydar Efendigil | Mahagil |
| Helimgil | Molla Dervisgil |
| Hintogil | Molla Memet |
| Hoca Yakupgil | Molla Salihgil |
| Hocagil | Nasifgil |
| Kafurgil | Otel Hamdi |
| Kafurgil | Ömergil |
| Kaho | Pekeregil |
| Kahvecigil | Posuruh |
| Kalayci | Servet Agagil (Kelesgil) |
| Kalig | Talas |
| Karaagagil | Tiftikli |
| Karagozgil | Tiftikli |
| Kasapgil | Tutik |
| Kayagil | Üzeyir Ustagil |
| Keskinler | Velvele |
| Keyyagil | Yahupgil |
ATLI KÖYÜNDE YER ADLARI
| Abusalam | Kizil Tarla |
| Agyol | Kizilyar |
| Aksuyun Gedigi | Kizkucuk |
| Aktaslar | Kiliselerin Basi |
| Alilertarlasi | Kiliselerin Dibi |
| Ambarinburnu | Kirachana |
| Arducluk | Kivit |
| Arhasan | Kociget |
| Asagi Ardicindibi | Kolivet |
| Asagi Kopru | Korket |
| Avcala | Korkmazlar |
| Babakar | Kortlar |
| Bahcalar | Kurbaga Golleri |
| Barbat | Kurkulet |
| Bayirlar | Kurtlu Kurun |
| Beberagul | Kumpet |
| Begelt | Kurt Mezaru |
| Bentler | Kurtkizogullari |
| Boyalik | Kurtuban |
| Bugavur | Lasert |
| Bulanik | Lizvank |
| Buzluk | Magaranin Basi |
| Buyuk Cayir | Magaraonu |
| Buyuk Guney | Mahmudun Dami |
| Coc Pongari | Mal Kuyulari |
| Cogot | Mamidere |
| Cotlar | Mancet |
| Cakmagin Sirti | Mangala |
| Canavur | Mesedibi |
| Çavret | Mijnek |
| Çekem | Mohoslu Yatak |
| Çermigin Çagili | Mosgar |
| Çevirme | Nalet |
| Çingir Tas | Naletli Gence |
| Çicibavur | Odunkotoru |
| Çil | Odunucuracak |
| Çilinagzi | Ogece |
| Çoban Kalasi | Öküz Yatagi |
| Çorgut | Palak |
| Çukur Tarla | Palhut |
| Degirmen Tarlalari | Pasa Pongari |
| Dersugen | Pon |
| Deve Taylari | Porset |
| Dorukluk | Poshorot |
| Donecek Tas | Poso |
| Duz Tarla | Post |
| Eski Yatak | Pullar |
| Eski Yaylalar | Pulun Gedigi |
| Esek Tarlalari | Sadgom |
| Eyup Golleri | Sakaltutan |
| Fevzi Golu | Sakiravlar |
| Gâlavan | Sakiravlarinagzi |
| Gâlavanin Tasi | Sallik |
| Gâzivet | Samilerin Dere |
| Gence | Sarcivet |
| Goller | Satava |
| Gumuslu Sirt | Sathet |
| Gele | Satip |
| Glece | Sazilet |
| Goyalik | Sevkâr |
| Hanin Burnu | Soguk Pongarin Gedigi |
| Harami Çukurlari | Sumbadet |
| Haziraninburnu | Susuz |
| Haznal | Sulogilinbas |
| Hintolar | Suluk Golu |
| Hircan | Surahiler |
| Hothot | Suseynali Duz |
| Horom Gedigi | Siriset |
| Hortubat | Sorakli |
| Hosanbasi | Tahar |
| Hosandibi | Takavur |
| Ince Kuzey | Taper |
| Inek Duzu | Tasardi |
| Inek Yatagi | Tasli Guney |
| Isat | Tasli Yokus |
| Isgacur | Tavkala |
| It Ucurum | Tavsan Tarlalari |
| Kabanbasi | Taze Tarlalar |
| Kâmisdag | Tek Dorugun Dibi |
| Kâpandibi | Tisgârli |
| Karapongar | Tike Suyu |
| Karabacak | Tuccarin Bükü |
| Karagozun Dere | Uguztas |
| Karakusaklar | Yajlar |
| Kâraposlar | Yakubet |
| Kârmutonu | Yedigozeler |
| Kârmudunbasi | Yenicayirin Duzu |
| Karsilar | Yesilbogaz |
| Kavakardi | Yokusundibi |
| Kayadibi | Zizavur |
| Kayalik | |
| Kayaligin Yanbegisi | |
| Ked | |
| Kedi Kabanlari | |
| Kedinagzi | |
| Karabindibi | |
| Kerket | |
| Kiravul | |
| Kiricin Gedigi | |
| Kitalgilin Bahca |
Cahit CAN
Emekli Türkçe Öğretmeni
(OLUR FOLKLORUNDAN ÖRNEKLER)

